**“Masallardaki şu prens var ya hani… O, benim babamın gençlik versiyonudur.
Kral babamın kendisidir. O yaşlı, iyi ihtiyar da babamdır.
Değirmenci de babamdır. Kurtarıcı da babamdır.
Pinokyo’nun Geppetto’su da babamdır; hatta o hikâyede Pinokyo benim.
Bütün iyi, güzel karakterler babamdır.
O karakterlerin en sevileni, en yakını kimse… o da benim.
Okuldan nefret ederim çünkü babamla gezmek varken okulda olmak istemem.
Sahi, babam şimdi ne yapıyordur? Köy köy geziyor olabilir mi?
Araba yine yolda bozuldu mu acaba?
Allah’ım, babama iyi insanlar gönder.
Arabası tamir olsun, çalışsın, yolda kalmasın.
Çok parası olsun; kahvehanede iki taneden fazla çay içebilsin,
hatta bir tane de oralet içsin benim yerime.
Bakkal Hasan Amca’ya hiç borcu olmasın, hepsini ödeyebilsin ki sigarasını alabilsin.
Sigara zararlıymış ama babama bir şey olmasın Allah’ım.
O sigara içmeden duramaz, çok üzülür. Üzülmesini istemiyorum.
Lütfen kabuslarımda gördüğüm gibi o kızıl saçlı, kızıl sakallı adamlar babamı öldüremesin.
Ben babamsız yaşayamam.
Annemi alacaksan al… ona dayanabilirim.
Ama babamı ne olur alma.
Tek dileğim babamın iyi olması, çok parası olması ve birlikte olmamız.
Bir de çok güzel bir arabası olsun.
Kokusunu özledim.”
Yıllar sonra böyle bir noktadan tam tersine nasıl geldiğimi hâlâ anlayamıyorum.**


Bir Cevap Yazın